Perşembe, Ağustos 31, 2006

Libertango

Geçen güm söz tangolardan açıldığında gelen yorumların arasında da adı geçen bir parça var bu sefer,bu yeni işgününe başlanmanızı biraz olsa da kolaylaştırır belki.Parça "Libertango",Astor Pıazzolla'ya ait.





Bu sayfada aynı parçanın başka bir videosu var..
ek bilgi için wikipediaya da şarkıyı indirebileceğiniz site


slmlar
Mr.TD

Çarşamba, Ağustos 30, 2006

Pazartesi, Ağustos 28, 2006

She...

Bu sefer yine bir şarkı var, benim kafamda canlanan anılara eşlik ediyor.

İnsan aşık oldumu, sevdiğinizin güzel bir sözü tüm gününüzün güzel geçmesini sağlarken, kimi zamanda üzgün ya da sinirli hali sizi darmadağın eder, o güne lanet edersiniz içinizden.Bir gün iyi,diğer günü neşesiz,bir gün sevecen diğer gün soğuk,ne olduğunu bilemeden bir o yana bir diğer yana savrulur insan.Anlam veremezsiniz olaylara,nedenini sormanın da bir anlamı olup olmadığı da tartışılır aslında,içinizden birşeylerin yolunda gitmediğini hissedersiniz sadece.Kim bilir sevgilinin içinde ne fırtınalar kopuyordur o an,neler geçiyordur kafasından...
Şarkıda aynen şöyle geçiyor bu sözler:

She may be the beauty or the beast
May be the famine or the feast
May turn each day into a Heaven or a Hell
She may be the mirror of my dreams
A smile reflected in a stream
She may not be what she may seem
Inside her shell....




Ama bu nereye kadar böyle devam edebilir ki,insan kopamasa da,kabullenemese de,yine geriye bakıp "acaba" dese de,aşk ne de olsa bir mutluluk dansı ve tek başına bu dansı yapmak mümkün değil,iki kişi lazım bunun için.Muhteşem uyumlu iki dansçıya da ihtiyaç yok,çünkü zaten mühim olan bu uyuma zaman içinde ulaşmak,birbirlerinin eksiklerini tamamlayarak,kendini de geliştirerek,ortak bir gelecek için çabalamak.Bir ara marketlerde satılan içinde bir kızla erkeğin çizimlerinin olduğu çikletler vardı,"AŞK..."diye.Orada bir keresinde gördüğümü yazıyı hatırlıyorum,

"AŞK aynı yöne bakmak demektir".

Herkesin bu dans için ona en uygun partneri bulmasını ve eğer buldu ise de ondan kopmamasını, güzel,bol müzikli ,mutlu bir hafta geçirmenizi diliyorum.
slmlar

Mr TD.


p.S
Şarkı Notting Hill Soundtrack'inden alınma,Elvis Costello söylüyor.

Cuma, Ağustos 25, 2006

Scent of a Woman

Bir kadında benim için en akılda kalıcı şeyler bakışları ve kokusu.Bu illa da parfüm kokusu olacak da değil,aslında biraz da o kişinin kendi kokusu.Öperken o kokuyu içine çekmek kadar güzel bir his var mı?

Kimileri sadece yanaklarını birbirlerine değdirerek öper,kimileri öper gibi yapar,ben koklayarak öperim sevdiğimi,çünkü o anı daha sonra da hatırlamak isterim.(çok romantik gördüm yine kendimi :),sanırım sitede aksamları ilaçlama yaparken balkonda oturmasam iyi olacak,pek yaramadı bana galiba,hain adam imajımız yerlerde,adımız romantiğe çıkacak sonra :) )

İste güzel bir müzik eşliğinde,kısa bir video,uzun süredir yayınlamıyordum, bazıları merak etmistir,nerede bu videolar diye.Çalan parça "Por Una Cabeza",Scent of a Woman filminden bir sahne,1935 yılından bir tango,Carlos Gardel'e ait.
Bazılarının büroda dans etmeye başladığını görür gibi oluyorum,onlar kendilerini bilir, he he :)




Herkese bol renkli,müzik dolu,sevdikleri ile beraber güzel bir hafta sonu diliyorum.
Kendinize iyi bakın :)
slmlar
Mr.TD


p.S
Patrick Abi' ye de selam ekliyim de ayıp olmasın :)

Perşembe, Ağustos 24, 2006

Y-Days III

Yine pırıl pırıl bir hava. Gün yine onunla başladı,sabah sahilde altın sarısı saçları ile zaten uzaktan hemen göze batıyor.Bugünü kayalıkların üzerinde geçirdik,ama denizden de kopamadık yine tabi ki,onsuz da olmuyor,ne de olsa orası bizim dünyamız.Boynunda minik boncuklardan bir kolye var,hep üzerinde,sanırım onun uğuru.
Daha önceleri, gündüzleri kolay kolay geçmeyen zaman artık göz açıp kapayınca geçiyor, ama bir yandan da gece bitmek bilmiyor, ondan ayrı kaldığım saatler yani. Aslında özlemek bile güzel bir duygu, daha doğrusu insanın özleyeceği böyle bir kişiye sahip olması.
Sevmek, âşık olmak insanın hayatına ne kadar çok anlam katıyor değil mi? İnsanın yüzünde bir gülümseme ile dolaşması, zaman zaman dalıp gitmesi, acaba o şimdi ne yapıyordur diye düşünmesi insanın hayatının bir parçası haline geliyor.

Güneş çoktan battı ama gece muhteşem bir gökyüzünün eşliğinde bitiyor bugün de, arkada çalan şarkı da bizim ikimizin de çok sevdiği bir parça.

Yarın yine güzel bir gün bir olacak…

D.

Çarşamba, Ağustos 23, 2006

Selamı kalmasın :)

Bugün sahilde dolaşırken ufak tefek biri geldi yanıma,ilginç renkli bir arkadaş,"siz Mr.TD misiniz?" dedi ,"evet" dedim."Ben Küçük Kikayeler'den Zynep Hanımın hayranıyım,sizin aracılığınız ile bir selam gönderebilir miyim?" dedi,ben de tabi dedim,kendisi ortağım sayılır :).
Selamı bende kalmasın die hemen yayınlıyorum :)

TDDady’in Yavruları II

Salı, Ağustos 22, 2006

Y-Days II

Bugün güzel başladı. Günün büyük bir kısmı sahilde ve denizde geçti onunla. Sudan hiç çıkmak istemedik aslında,orası bizim için apayrı bir dünyaydı, sanki bizim dünyamız. Bazen de deniz kenarında sohbet ettik, şemsiyelerin altına uzanıp, tam anlamı ile havadan sudan konuştuk, denizden, dalgalardan...
Arkada sahildeki büfede çalan eski parçaların müziği eşliğinde
laf lafı açtı, kimi zaman o anlattı ben dinledim, kimi zaman da tam tersi, bazen de ikimiz de sustuk, aslında bu suskunluk anı bir bakıma en çok şeyin paylaşıldığı zamandı.
Yüzü o kadar güzel ki,bakışları insanı sanki büyülüyor şimdi nasıl göründüğünü merak edenler var ise fotoğrafı önümüzdeki günlerde koyulacak sayfaya.
Birbirimizi kısa süredir tanıyor olmamıza rağmen, birçok şey çok tanıdık, çok alışılmış geliyor insana. Bir yanda da yeni şeyleri keşfetmenin, yeni duyguları paylaşmanın da verdiği bir heyecan var.
Zaman su gibi akıp geçti, saat 17 gibi ayrıldık, daha doğrusu ayrılmak zorunda kaldık ,bir süre için de olsa. Ama günbatımında tekrar bir arada idik, bu anı da görüntüledik, biraz zor oldu umarız beğeneceksiniz yayınlandığında.
Gelecek günler bakalım neler getirecek, hep beraber göreceğiz.
Şimdilik sevgi ile kalın.


Pazartesi, Ağustos 21, 2006

Y-Days


Yıldızlarla dolu,pırıl pırıl bir gece,sanki geçen haftaki yıldız yağmurunun son kalan damlaları gibiler,zaman zaman hareketleniyor gökyüzü,peşpeşe birkaç yıldız kayıyor,bilseydim dileklerimi önceden not alırdım.
O an ki tek duyulabilen ses denizin dalgaları.Saat sabaha karşı 2,5a yaklaşıyor,herkes uyumuş,bir ben ayakta.Tam bir sessizlik var,arkada Yann Abi' den bir parça çalmaya başlıyor sonra.

İnsanın içi huzur dolu o an,aynı şarkıyı birkaç kez dinliyorum,sanki bu an için yazılmışcanısına.Sonra içim burkuluyor biraz,bu anı paylaşabilseydim keşke diyorum,çok romantik gördüm kendimi :)."Onlarla da olmuyor,onsuzda "diyorum içimden.Oscar abi de demis ki,"onlar anlaşılmak için degil sevilmek için yaratılmışlardır.",doğru demiş valla,bu sözün üstüne ne diyeyim artık.

Güzel bir hafta diliyorum hepinize,özellikle de sevginin,dostluğun,aşkın değerini bilenlere.Kendinize ve sevdiklerinize iyi bakın.
Slmlar
TD

p.S
Ben gerçek aşkla tanıstım bugün,bunu da sizinle paylaşmak istedim.Bununla ilgili postingim önümüzdeki günlerde.


foto source:
http://we.magma.jp

Cuma, Ağustos 18, 2006

Yalıkavak -3

Her Perşembe kurulan Yalıkavak pazarı ,Bodrum ve çevresindekilerin “akın” ettiği bir yer,son yıllarda turistlerde burayı keşfederek yüklü miktarda alışveriş yapıyor.Pazar iki bölüm;bir tarafta sebze-meyve, diğer tarafta da aklınız gelebilecek diğer her türlü giysi,kumaş,dokuma v.b var.Aslında fotoğraflık daha çok şey vardı ama kullandığım eski kameranın pil tüketimden dolayı sadece birkaç foto çekebildim.Pazarda en çok göze batan Buldan bezleri,el tezgahlarından çıkan dokumalarından yapılmış olan çeşitli örtüler,hint işi kıyafetler.
Bayanlar için de özellikle el yapımı cam Bodrum boncukları revaçta idi, bunlarla ilgili maalesef pek fotoğraf yok, belki haftaya.
Az söz ,daha çok foto diyelim bu sefer.
Herkese bol renkli,bol güneşli ama serin bir hafta sonu diliyorum.Bazılarımız için önümüzdeki haftalar oldukça yoğun geçebilir,umarım onlar da bu hafta sonunu en güzel şekilde geçirir ve göz açıp kapayıncaya kadar bu yoğunluk biter:),ben mümkün olduğunca buradan destek olmaya çalışacağım,kimi zaman fotoğraflarla,kimi zaman anılarla,bazen hainliklerle ,bazen de şarkılarla.


Kendinize iyi bakın,sevdiklerinize de…

Slmlar
TD

Perşembe, Ağustos 17, 2006

Özel biri...


O ufacık kâğıt parçasının üzerinde yazanları okuyunca anlıyorum yine bazı insanların ne kadar özel olduğunu. Her istediğimde göremesem de, konuşamasam da,yanında olamasam da her zaman,orada olduğunu bilmek bile güzel.Kimi zaman kendimi kötü hissettiğimin de, acaba “onunda canı mı sıkkın?” ,”bir şey mi oldu?” diye sorarım kendime, daha sonra haber alınca ondan,”iyi olduğunu bilmek bile güzel” derim.
Onu özel yapan belki de bazı şeyleri söylemeden de bir çok şeyi birbirimize anlatabilmemiz sanırım ne mutlu bana ki böyle bir kişiyle tanışmışım.Umarım herkesin hayatında böyle “özel” kişi ya da kişiler olur ,hayat çünkü böyle çok daha güzel:)

Salı, Ağustos 15, 2006

Yalıkavak -2

Yalıkavağ’a sık sık gittiğimizi söylemiştim.Yemek sonrası genelde sahildeki Cafe Yalıkavak da bir supanglez ve limonata yemeden de geçmeyiz.Bu meydandaki cafe- pastahane yıllardır meydanın en çok iş yapan mekanı sanırım.Konu supanglez den açılmışken,bunla ilgili de bir ufak ekleme.Sipariş verirken “2 sup,2 su “deyince masaya 4 adet suyun gelme ihtimali oldukça yüksek,dikkatli olmak lazım :),sipariş yanlış geldi diye gidip de “bizim 2 sup vardı deyince,alınabilecek cevaplardan biri de ”bizde sup yok,supanglez var”.Siparişi alan garsona,hava durumuna,keyife göre çeşitli isim varyasyonları ile de karşılaşmak mümkün.Sipariş sonrası masalarda bırakılan adisyonunun üzerinde basılmış olarak geçen ad “söp”,garsonun elle eklediği yazı “sop”,anlayacağınız yaratıcılığın sonu yok.Türk insanı çok yaratıcı dedik aynı zamanda da sorunlar karşısında da alternatif çözümler bulmakta bir numara.Yan masada garsona dondurma siparişi veriliyordu,önce neler var diye sordular ,garsonda her şey var diye cevap verdi,biraz kapsamlı bir yanıt ama olsun,hizmette sınır yoktur felsefesini güderek,olmayanı da yaratırız nasıl olsa :)
Daha sonraki bir-iki dakika içinde garson ve müşteri arasında geçen diyalog şöyle idi:
G:Ne alırdınız?
M:Vanilyalı alıyım
G:kaymak yani
M:Bir de çilek olsun
G:Vişne yazıyorum o zaman
M:şeftali var mı?
G:Kayısı ,tamam teşekkürler.

Bu sohbet daha devam ederdi ama allahtan 3 çeşit sipariş ettiler yandakiler, hatta ben bile düşündüm bir an sup yerine dondurma mı sipariş etseydim,sırf bu diyalogu tekrarlayabilmek için.
Bu ilginç dıyalogları bir kenara bırakırsak yolunuz o civarlara düşerse söyle deniz kenarında oturup bir sup/söp/sop ile limonatayı lüpleyin derim.Gece meydanın dalgakıranlardan görüntüsü de şöyle:

Söz yeme-içmeden açılmıs iken ,gecen hafta içinde gittiğim bir yerden de kısaca bahsetmek istiyorum.Daha önce adını duyduğumuz ama gitmenin nasip olmadığı bir restaurant.Panorama Pasanda.Buranın en büyük özelliği adından anlaşılacağı gibi manzarası.Benim sayfamın başındaki fotoğrafı da buradan çektim,biraz daha büyük boyutta olanını da koyuyorum sayfaya,bu manzaranın tadını sizde çıkarın diye.

Restaurantın girişinde bizi Duran Yetik karşıladı,buranın sahibi.Yemekler olsun,servis olsun,fiyatlar olsun hepsi çok tatmin edici idi.Deniz ürünlerinden ,et yemeklerine kadar herkesin damak tadına göre bir şeyler bulacağı bir yer.
Yemek sonrası Duran Bey bize arabamıza kadar eşlik etti,köfte ile de vedalaşarak,oradan ayrıldık.Gerçekten güzel bir gece idi,etrafa bakmaktan ne yemekleri,ne binayı çekmedim,artık gidip,görüp denemek de size kalmış.Mehtabı karşılama seremonisi adlı bir olay da vardı,mehtap çıkarken tüm ışıklar kapatılıp,arkada müzik eşliğinde bu görüntünün tadının çıkartılması sağlanıyor.
Adresi :Eski Okul Sokak N0:80 ,Geriş Köyü,Yalıkavak-Bodrum.Telefon:0 252 3852695.Gitmeden önce arayıp yolu kısaca bir tarif ettirin,çok karışık değil ama olsun :)

Şimdilik bu kadar,yakında tekrar görüşmek üzere,
slmlar
TD

p.S
Artık çok detay yazmıyacağım yaptıklarım hakkında,ismini vermek istemediğim asil bir sitenin sahibesi beni kınamış,çok da severdim kendisini ama ne yapalım,tehtidler bile yağdırdı bana,İstanbul'daki buluşmamızı ve hediyeleri sanırım baştan bir gözden geçirmem gerekecek:)
sadece sizinle paylaşmak istedim bunu da :)

Pazar, Ağustos 13, 2006

Yalıkavak -1

Senelerdir yazları Bodrum’a geldiğimiz için artık buradayken mümkün mertebe şehre inmemeye gayret gösteriyorum. Zaten bizim oturduğumuz yere daha yakın olan Yalıkavak son yıllarda çok hızlı bir şekilde gelişti. Marinanın ve çevresindeki diğer lokallerin, mağazalarında açılması ile de buranın çehresi oldukça değişti.

Sizinle ara sıra buralardan fotoğrafları paylaşacağım. Şimdilik gece çekilen fotoğraflar, ilerde gündüz gözü ile de birkaç fotoğraf olacak.
Bu seferki Yalıkavak fotoğrafları “köfte”nin en sevdiği mekândan, dönme dolap, tren, oyun makinelerinin bulunduğu, sahilde bir alan.

Köfte için zaten Yalıkavak burası demek, evden ne zaman çıkıp arabaya binsek “Yalıkavağa mı gidiyoruz?” sözü artık hayatımızın ayrılmaz bir parçası diyebilirim. Aslında hak vermemek elde değil, biz de çocuktuk, değil mi?



İlk başlarda dönme dolaba bindiğinde biraz tırsmıştı ama artık sanırım olaya alıştı gibi, ya da korkudan kasılmaktan zevk alıyor, çünkü o sıradaki yüz ifadesinden olayı çözmek biraz zor.
Şimdi yüz ifadesini merak edenler vardır, ama fotoğrafını yayınlayamıyoruz, he he :), ne yapalım emir yukarıdan geliyor.

Haftaya TDDady’in yavrularına devam, “köfte ile İngilizce”ve daha neler, neler… Amma reklam yaptım : )

Herkese güzel bir hafta diliyorum, güneşli ama serin olsun diye de ekliyim bari…

Slmlar
MR.TD

Perşembe, Ağustos 10, 2006

TDDady’in Yavruları...

TDDady’nin , yani babamın en büyük merakı bahçedir.Eskiden beri ,İstanbul olsun,Bodrum olsun boş zamanını bahçede geçirir.Gezmeye ya da tatile gittiğimiz yerlerden bitki toplayan cinsden bir şahsiyet.


Günü en sıcak saatinde bahçede minnacık,mikroskobik yabani otları temizler,minik taşları ayıklar.


Ben de dedim ki onun bahçedeki yavrularından birkaçının fotoğrafını çekeyim de ufak bir yazı serisi yapayım. Fotoğrafları sabah erken saatte çektiğim için “Mine” çiçeklerinin üzerindeki çiği de görmek mümkün.Ben bu çiçeklerinin adını mine olarak diye biliyorum,ama aranızda başka adlarını da bilen varsa ,söylesin,ama minnoş çiçeği demeyin de,ben tanırım sizi,aranızda “cin” olanlar az değil,hemen yazarlar şimdi :).





Dün gece Yalıvakak’ı tepeden gören çok güzel bir restorana gittik,onla ilgili yazıyı da önümüzdeki günlerde yazacağım.Başka havadisler olarak pek yeni bir şey yok,günler “Köfte” ile denizde oynayarak,evde sohbetle ,aksamları Yalıkavak’da limonata ve supanglez(bununla ilgili güzel bir anım da var) yemekle geçiyor.
Şimdilik bu kadar,kendinize iyi bakın.

Selamlar
:)TD

Salı, Ağustos 08, 2006

TD’nin Türkiye Günlüğü

Herkese güzel bir hafta dileyerek başlıyım önce. Cumartesi gece İstanbul’a geldim.23:00 gibi evdeydim, saat 5:00 de tekrar ayaktaydım. Saat 6:30 ferryboatu ile Bandırma üstünden Bodrum’ a doğru yola koyulduk.Bu arada gemide iken Bandırma’ya yanaşmadan kısa bir süre önce yapılan anonsa ağlıyım mı,güleyim mi bilemedim.Anons yaklaşık söyle idi:”Sayın yolcularımız,Bandırma çıkışında radarla hız kontrolü yapılıyor aman dikkat edin”.Simdi diğer yerlerde basın gidin ama ,ceza kesilebilecek yerlerde hızlı gitmeyin,ne olacak dimi yani.Her neyse,zaten bu trafik canavarı ile nasıl baş edeceğiz bilemiyorum.
Yol boyunca da en az 5 arabada görüntü şöyle idi: Önde oturan kemerleri takılı anne-baba, arka koltukta, kemersiz, iki koltuk arasından yolu izleyen bir çocuk. Sanırım önümüzdeki günlerde daha önceki aylarda yayınladığım vidoyu tekrar koyacağım,pek hoş bir görüntü değildi ama sanırım verdiği mesaj çok açıktı.

Gelelim biraz daha hoş konulara. Havaların çok güzel ve deniz sıcaklıkların “çay” kıvamında olduğu günlerde esen rüzgâr insanı ferahlatıyor. Bugün sezonun deniz açılısını da yapmış oldum, biraz fazla şiddetli yüzmüşüm sanırım, Yunan adalarına geçici Tusunami alarmı verilmiş :).

Bu sabah uyandığımda, beni tanıyanlar bilir erkenciyimdir, balkana çıkıp biraz oturdum, o arada dedim bir fotoğraf çekeyim bari. Etraf sessiz, kimsecikler yok ortada.Bir yandan sessizliğin tadını çıkartırken,bir yandan da yalnızlık hissinin verdiği ağırlık az da olsa insanda buruk bir duygu yaratıyor.
Yeğenimin (5 yaşında,kod adı köfte)uyanması ile ortalık zaten şenlendi bir anda.Cumartesi gecesi ben indikten sonra ablamla telefonla konuşurken,arkadan da onun bağırışmalarını duyuyordum ”Minnoş Dayım mı gelmiş” diye.Ya dedim,karizma gidecek yine bizim bu sene .Daha küçükken de plajda ya da sokakta bana seslenirken dayı tam diyemediği için ,onu andıran sempatik bir varlığın  adını söylüyordu, 4 harf yerine 3 harf kullanarak,ne yapacaksınız dAYI olmak zor.
Onunla ilgili anılara da artık yer veririm, şimdilik ikimizin bir fotoğrafını koyuyorum, ilerde bakalım, daha baksa bir şeyler düşüneceğiz artık. Zaten Princess paparazzilik peşinde, dikkatli olmak lazım biraz :).
Bugün bol deniz ve sahilde köfte ile oynayarak geçti.İnternet olayına da sanırım bir cözüm buldum,dün gece elimde notebook evin çevresinde kablosuz ağ peşine düştüm ve tabii ki yakaladım,sanırım düzenli olarak postinglere devam edebileceğim.Yoldan gecenler bu adam kaldırım kenarına oturmuş,elinde bilgisayar ne yapıyor diye içlerinden soruyorlardır ama ne yapacaksınız,şartlar beni bu hale getirdi.Yeni bir diziye de başlayacağım sanırım, TD-Dady’nın Yavruları ,bakalım çalışmalara başladım.

Şimdilik bu kadar , önümüzdeki günlerde yeni postinglerde buluşmak üzere hoşça kalın.
Her zaman dediğim gibi, havalar nasıl olursa olsun, sizin havanız güzel olsun 

Slmlar
TD

Cuma, Ağustos 04, 2006

Yolculuk vakti...

Yine yolculuk zamani, biraz buruk,biraz hüzünlü bir sekilde ayrilik bu sefer.Oldum olasi alisamadim su olaya.Bavul yapmak denince artik daraliyorum.
Ama kimi zaman da sartlar böyle gerektiriyor iste,ne yapacaksiniz.
Cantami toplamaya basliyorum, bavul etiketim de tamam,cumartesi gece hayrilisi ile Türkiye´de olacagim.Bir süre blogdan uzak kalacagim sanirim, ben yokken "dükkan" size emanet,ona iyi bakin :).En kisa zamanda tekrar araniza gelmeye calisacagim,benim yoklugumda yaramazlik yapmayin ama, o benim isim cünkü :).

Simdilik hepinize hoscakalin diyorum,kendinize de ,sevdiklerinize de iyi bakin,ben döndügümde herkes burda olsun ,yoklama yapacagim,ona göre.

Görüsmek üzere,
Mr TDniz

Çarşamba, Ağustos 02, 2006

Bu sanat mi?


Gecen gün Canada dogumlu Jill Greenberg adli bir sanatcinin resimlerini ilk gördügümde pek anlayamistim olayi,sonradan biraz arastirinca olayi anladim.Fotografci cocuklari bir sekilde aglatarak o ani görüntülemeye calismis.Bu kimi zaman annelerini odadan cikartip,cocuklarin onlara gitmesini engelleyerek,kimi zaman da ellerine "tam anlami" ile seker verip,sonra onu geri alarak.Cok cesit fotograf calismalari gördüm,ama bu seferki,bu yaptiklari sanat mi,cocuklarinin böyle aglatilmasini seyreden kisilerin aklindan acaba o an neler geciyordu diye düsünmekten de kendimi alamadim.Iste o calismalardan bir kac foto...


© Jill Greenberg

LinkWithin

Blog Widget by LinkWithin