Perşembe, Mart 30, 2006

BARBAPAPA (Tonton Ailesi)

Kücükken hatirladigim cizgi-fimlerin arasinda Tonton Ailesi´nin yeri ayri sanirim,her biri ayri renkten sekilden sekile giren,maceradan maceraya kosan bir aile.


"HOP HOP HOP, degis TONTON" lafi beynimize islenmis sanirim.
Tonton Ailesi , ya da orijinal adi ile BARBAPAPA .1960´li yillarin sonunda fransiz mimarlik ögrencisi Annette Tison ile Biyoloji ögretmeni Talus Taylor tarafindan ,Paris´de yaratilmislar.Ismi fransizca da "pamuksekeri"nden üretme, "„barbe à papa“, tam kelime anlami olarak da "Büyükbaba sakali"nden türetme imis.



Filmde de gördügünüz gibi Barbapapa ve Barbamama nin disinda yedi tane de cocuklari var. Barbalala, Barbabright, Barbabelle, Barbazoo, Barbalib, Barbabeau ve Barbabravo.

Iste pembe renkli tek baba ve siyah renki anne.Sekilden sekile girerlerdi, bazen otobüs,bazen ucak,bazen köprü,bazen gemi olup seyahatlara cikarlardi,hala hatirimda.







Barbabravo,kirmizi renkte,bir spor hastasi,yemeye de düskün.Ayni zamanda bir Sherlock Holmes hayrani,elinde büyüteci ve sapkasi ile.Lolita adina bir de köpegi var,onunla beraber detektif havalarinda.




barbabright,mavi renkli,bir bilim adami.Zaman zaman yaptigi deneylerle ufak patlamalara yada kücük capta felaketlere sebep oluyor.Kardesi Barbazoo ,bür ökolog olarak ,onun hareketlerini ,deneylerini yakinda izliyor.




Barbazoo,sari renkli,dogal bilimler uzmani.Tüm hayvan ve bitkileri tanir,ve cevre kirliligini hakkinda cok duyarli.Yardimsever olmasina ragmen , zaman zaman kardesi Barbabright in deneylerini yapmasindan onu alikoyar.






Barbabeau ,siyah ve uzun tüyleri var.Yaratici ve sanatci ruhlu.Barbalib ile zaman zaman atisirlar.





Barbabelle,mor renkte,güzeller güzeli,en azindan öyle düsünüyor ama ben ce de fena degil yani :).Mücevherler,parfümlere bayiliyor.Ufak örümceklerden,böcekler en büyük kabusu,onlari görünce bayiliyor.




Barbalala,yesil renkli,müzik asigi.Bircok enstrümani calabiliyor.Zaman zaman kardesleri de müzik aleti sekline girip,piyano gibi,onlari caldgini da hatirliyorum.Botanik ve ökoloji ile ilgili.Hep neseli,kolay kolay kizmayan biri.





Barbalib,kavunici renginde.,entellektüel birisi.Genelde kitaplariyla beraber ve cogu sorunun cevabinida bilir.Zor biri aslinda ,kardesleri ona bulasmamaya gayret gösterirler.



Evet aile fertleri bunlar.Genelde "armut" seklnde dolasmalarina ragmen sanirim,o sekilde fazla uzun bir süre kalmiyorlar.

Hediye esyaliklarda da sonusz bir cesit var.Pariste bir dükkanda cektigim fotograflarda da kismen gözüküyor sanirim.Aklimda Barbapapalarda ilgili yazi vardi zaten gitmeden önce,orda onlarla ilgili dükkani da görünce ,artik zamani geldi diye düsündüm.


















Tonton ailesi artik televizyonlarda oynamiyor,1970 cekilen ,5ér dakikalik Fransiz-Japon ortak yapimi 45 böülmden sonra 90´li yillarin sonunda Japonya icin özel bölümler cevrilmis,5´er dakikalik 50 bölüm ama sanirim bunlar avrupda gösterilmedi.Bunlardan sonra herhangi bir yeni cizgi film yok.Ama tabiki simdiye kadar olan bazi filmleri ve bunlarin disinda cok sayida kitaplari da satin almak mümkün.

Herkese TONTON ailesi gibi , neseli ve bol renki günler :-)

Mr. Mestman TD (bu yeni nickname imi cok sevdim valla)

_____________________________________

Sayfada adi gecen karakter tanimlari Barbapapa´nin resmi sayfasindan derlemedir,ayrica
sayfadaki karakterlerin cizimleri A.T. firmasinin izni ile kullanilmistir.
Barbapapa,© 2005 A.T. All rights reserved

Çarşamba, Mart 29, 2006

Cafewien de iyilestirme calismalari...

Sayfaya yeni bir Banner resmi koydum, burdaki Graben denilen merkez caddelerden birinin gece fotografi.Linklerde de tekrar Blogrollinge gectim, bir aralar sürekli takiliyordu diye kullanmayi birakmistim,böylece linkleri kontrol etmek kolay oluyor,sürekli "template"den degistirmeme gerek kalmiyor,bir de yenilenen sayfalari yukari dogru yükseltip,updated yada secilen herhangi bir yaziyi koyabiliyorsunuz.Süreyi siz secebiliyorsunuz, son 1,2,6,.... saat diye.Bendeki su an icn 6 saat.

Olur da sayfada bir gariplik ya da eksiklik gözünüze carparsa ,özellike sag kolonda,Link adlari ya da isimlerde ,haber verirseniz sevinirim.


slmlar
mr TD

Hain adam TD -V

Bugün yine kötülügüm üstümde,ne yapayim ben böyleyim,kolay kolay birakamiyorum.(birakmak istedigimi de söyleyen yok zaten )


Bu seferki ganimeti dün aldim,yemeden önce tabi ki resmini cektim,hatta beni (düne kadar) sevenlere yolladim,artik tanimamazliktan gelecekler valla,yolladiktan sonra bir süre haber cikmazsa da onlardan sasmam :-),istenmeyen adam olmaya aday adayiyiyim.

Neyse burdaki Der MANN firinindan aldim,daha önceleride bahsetmistim bir ara galiba.Mozart yili diye hersey onun adini veriyorla ya,bu da Mozart cukulatalarinin yeni,hamur versiyonu.Tatli,badem ezmesi ve fistikli tadinda bir hamur ortada da NUGAT.
Simdi nerde onlra diye sorarsaniz,"Yüzbin topcuk yuttum!" demem olayi aciklar herhalde. )


Amadeusbällchen


Herkesin günü güzel gecsin,havalar nasil olursa olsun,sizin havaniz iyi olsun.
Zira Viyana dünden beri agliyor,mevsimler sasirdi artik.

Salı, Mart 28, 2006

AAK!



Ben aglayinca böyle oluyorum,sadece görün istedim.

Hain adam TD -IV

Pek fazla bir sey yazmaya gerek yok sanirim, simdi herhes öyle yemeklerini yemis,tatli birseylar araniyordur.
Buyrun,biraz da burdan alin , kih kih :-)



Resmin daha büyük halini görme eziyetine katlanmak isteyenler üzerine clickleyerek bakabilirler :-)

Pazar, Mart 26, 2006

Paris , 2.Gün/Bölüm 2

Sabah Notre- Dame ziyaretinden sonra arkadaslarimizla bulusup Grand Palais deki Henri Rousseau sergisine gitmek icin yola koyulduk. ©2005-2006 All Rights reserved http://cafewien.blogspot.com Grand Palais yer olarak "Avenue des Chaps Elysees" nin üzerinde,hatta sergiye girmeden yogun trafige ragmen kendimi caddenin ortasina atip bir de fotograf cektim ,caddenin sonunda "Arc de Triomphe" ,Zafer Aniti, havada ucan bir kusu da yakalamisim,tabiki bu da isteyerek :-) .



Grand Palais 1900 yilindaki Dünya Sergisi/Fuari ya da orjinal adi ile " Expositions universelles " icin
©2006 All Rights reserved http://cafewien.blogspot.com insa edilmis bir bina aslinda.Bu döneme ait bircok yapiyi görmek mümkün Paris´te.Aslinda sirf bu sergi icin insa edilip daha sonra tekrardan yikilmasi planlanan yapilardan bir kismi hala ayakta.Bu arada 1889 daki sergi icinde insaa edilen Eyfel Kulesini de unutmamak lazim.Bunla ilgili ayrica bir postingim olacak.
Grand Palais , aslinda celik bir konstruksiyona sahip olmasina ragmen ,dis yüzeyi tas kaplama.Sergi amacli kullanilan bir bina.Burasi ile ilgili bir animi anlatayim hemen.Giriste metal dedektörleri var, cantalari da kontrol ediyorlar.Ben ceplerimi büyük bir kismini bosaltip, cep telefonu,kamera ,etc. onlari masaya koydum ve kapidan gectim.Ve tabiki "Biiiiiiiiiiiip" diye bir ses , bozuk paralari cikarmadigim icin ötüyordu.Güvenlik görevlisi adam bana birseyler anlatiyor,herhalde 4-5 uzun cümle söyledi.Ben de "ne diyorsun güzelim,benim anlimda bu adam fransizdir falan mi yaziyor diye diye türkce laf sokuyorum,ceplerimi falan gösteriyorum,bozuk paralar var diye.Adam hala anlatiyor.Sonra ,ne diyorsun ya dedim ,aldim esyalarimi masadan girdim iceri.Bakiyorum adam ne diyecek bu sefer diye.Adamdan hic ses yok,sonradan ögrendim adam meger"tamam gecebilirsiniz"i anlatmis ,10 cümle ile.Kardesim ,international kelimeler niye kullanmiyorsun dedim icimden , "O.K" de anlayalim di mi yani.Neyse giriste cantalar ,paltolar birakildi ,giseye geldik.Arkadasimin sanatci kimligi vardi ona bedava bana gelince hemen son gün gitmeden cikardigim "International Student ID "mi cikardim verdim.Baktim kadin birseyler soruyor,anladigim kadari ile sanatmi okuyor gibilerden sordu,bende evet evet diye kafami salliyorum,okumuyorum deyip de pahali bileti mi alayim,zaten tuzluydu biletler 9 euroydu galiba, internet sitesinde yaziyor sanirim.Neyse artik kimlik gösterince ,evet ben güzel sanatlar ögrencisiyim diye kafamda cümleler hazirdi.©2006 All Rights reserved http://cafewien.blogspot.comGelelim sergiye ,sergini temasi "Jungle" idi,bol bol vahsi hayvanlar,yerliler,sarmasiklar,yesilin bin tonun kullanildigi resimlerin disinda normal hayatdan tablolar da vardi.Rosusseau 1844-1920 yillari arasinda yasamis bir ressam ,onun hakkinda bilgi yazmaya gerek duymuyorum zaten liklerde kapsamli bilgi var,ordan bakabilirsiniz.Metro duraklarida bu serginin afisleri ile dolu idi.Yanimizda arkadasimizin 5 yasindaki oglunun da bizle olmasina ragmen ,hic sIkIlmadan bizimle gezdi o da.Tablolardaki hayvanlar ve bir odadaki doldurulmus disi arslan ve Gazelle nin (yanilmiyorsam) mücadelesi,daha dogrusu arslanin ona saldirisi canlandirilmisti,sergiye süper uymus bence.Serginin alt katina inerken merdivenlere yerlestirilmis hoparlörlerdende vahsi ormanda duyulan sesler geliyordu,insan bir an kendini gercekten ordaymis hissine kaptiriyordu.Sonuc olarak güzel bir müze ve sergi idi.
©2006 All Rights reserved http://cafewien.blogspot.com
Sergiden sonra birazda alsiveris mekanlarina dogru hareketlendik.Ilk durak Galeries Lafayette.
Paris´te akla ilk gelen bir-iki Alisveris merkezi....©2006 All Rights reserved http://cafewien.blogspot.com
Biz Chausse d´Antin La Fayette duraginda indik Metrodan.O bölgede zaten Opera binasi da bulunuyor.Ama o civarda birkac durak daha var.Magazanin sayfasinda harita üzerinde bulundugu yer zaten anlatilmis.Laf Metrodan acilmisken,eger birkac euro kar etmek isterseniz günlük biletler yerine 10´luk bir blok alip harcamak kismen daha karli oluyor,tek tek almaya göre,sanirim %30-40 a yakin bir fark vardi.

Daha önceden biraz arastirdigim icin ,ic süslemelerini biran önce görmek istiyordum.Tavan yüksekligi 73 metre imis, Art Nouveau stilindeki ©2006 All Rights reserved http://cafewien.blogspot.comcam kubbenin görüntüsü muhtesemdi.
Kubbenin altindaki alanin tümü kozmetik firmalarinin standlarina ayrilmis,tüm markalar orda idi.
Binanin alt katinda ünlü mücevher ve canta markalarinin özel dükkanlari var,magaza
icinde magaza usulü.Oldukca kalabalikti icerisi,cinli turistlerin coklugu göze batiyordu.Hic alisveris yapmasaniz bile girip görülmesi gereken bir yer bence.

©2006 All Rights reserved http://cafewien.blogspot.com
Lafayette´nin ayni zamanda hemen karsisinda erkekler ve ev dekorasyon icin iki ayri magazasi daha var.

Biraz ilerdeki diger bir alisveris merkezi ise Printemps,La Fayatte´den sonra bu biraz ic dekorasyon olrak sönük kaldi ama ,oranin ünlü yerlerinden oldugu icinde bur ugrayalim dedik.Cati katindaki cevrenin ve hemen yakindaki Opera binasinin güzel bir görüntüsü bile varmis,ben cikmadim,cikanlarin yalancisiyim :-).



Bu magazalarin bulundu cevrede daha bircok alisveris imkani var,yani özellikle bayanlar kredi kartlarini evde biraksinlar :-).

Bu günü de böylece özetlemis olduk.Yolculuk mu ,yoksa özeti yazmak mi daha cok yordu tam anlayamadim.

Bu seferki yaziyi da birkac yararli linke bitiriyorum


http://www.franceguide.com/prehome.asp
http://www.parisvoice.com/
http://www.paris-tourism.com/
http://www.timeout.com/paris/
http://www.paris.org/
http://www.v1.paris.fr/en/
http://www.parissi.com/ (fransizca )
http://www.paris-ile-de-france.com/
http://www.parisavecvous.com/

http://www.photoart.plus.com/expos/
http://www.artcyclopedia.com/artists/rousseau_henri.html

Cuma, Mart 24, 2006

Mr TD den pratik bilgiler -Internetten ücretsiz telefon konusmasi

Yeni bilgi :Haziran 2006
Türkiye sabit telefonlari arama artik 10 cent civarinda , o yüzden asagidaki postingdeki bilgiler aktüel degil,en azindan Türkiye icin,o yüzden sitedeki ücretler sayfasini mutlaka kontrol edin.


Arasira pratik bilgiler veriyordum sayfamda,tshirt katlamaktan patates soymaya kadar , birazda teknoloji ile ilgili birseyler yazayim dedim.Sabah BANU nun sayfasini okudukten sonra bu yaziyi yazmaya karar verdim, umarim onunda hasretini bir kadame azaltir diye düsündüm.

Avusturya´ya geldigimden bei ne kadarlik telefon faturasi ödedigimi bilmiyorum, bilmek de istemiyorum acikcasi, herhalde ikinci el bir araba parasina ulasmistir.Senelerdir ablamlara ,evinize internet baglatin beni de su dertten kurtarin diye yalvarmalarim da sonuc vermemesi beni deliye cevirdi,illa gidip beni herseyi kurmami bekliyorlar.

Ilk basta telefon kartlari vardi,onlar üzerinden ariyordum, daha sonra evden arayacaginiz numarayi cevirmeden önce 4 rakamli bir numara cevirip ,özel bir sirketin hatti üzerinden arama olaylarina girdim.Ama bir süredir sanirim bu soruna bir cözüm buldum.12 seneden beri internetin icinde olunca kullanmadigim chat,messenger,konferans programi kalmiyor.ICQ numarama baktim,7 haneli imis, simdikler 9-10 hane sanirim.Neyse sonunda VOIPSTUNT diye bir program kullanmaya basladim,aslinda messenger ya da skype tarzinda bir program, bir farkli belli ülkelerin "sabit telefonlarina" ,yani cep/mobillere degil,bedava konusma yapilmasi.
Ilk baslarda Avusturya,Amerika ,ve Avrupa oldugu icin tercih etmistim,ama gectigimiz haftalarda süper bir yenilik oldu ,"TÜRKIYE" de bu bedava aranan ülkeler arasina girdi :-)

Simdilik ücretsiz aranan ülkeler yukaridaki listede var, programi indirebileceginiz Internet Sayfasinda da bulabilirsiniz tabiki.

Programin kurulusu oldukca kolay,kullanimi da öyle aslinda.Ister arkadaslarinizdan,tanidiklarinizdan bu programi kullananlari listenize ekleiyp , PC2PC ,yani ikinizde internet üzerinden konusma yapabilir, ya da PC2PHONE olarak karsi tarafi normal telefonlardan arayabilirsiniz.
Programi ilk kurdugunuzda belli bir süre ,deneme icin telefon görüsmesi yapabiliyorsunuz, süreyi tam hatirlamiyorum ,ama en azindan ses kalitesini görmeniz icin yeterli,herhangi bir kredi yüklemenize de gerek yok,sade kullanici adi,email ve password secerek kayit olabiliyorsunuz.







Eger "bedava" ülkelerle sürekli konusmak istiyorsaniz , o zaman 10 Euro luk bir kredi yüklemeniz gerekiyor, bu kredi 4 ay, yani 120 gün gecerliligini koruyor.Zaten normal numaralarini aradiginizda bir harcama olmadigi icin, aralarda diger ülkeleri ya da cep telefonlarini arayarak bi kredilerden haracayabilirsiniz,ama 120 gün icinde harcamazsanir,tekrardan bir 10 euro yüklemeniz gerekiyor.Telefonla arayip da acik birakip gitmemeniz icin bir tedbir düsünülmüs, 1 saat sonra hat kendikendine kapaniyor,ama sonra tekrardan arayip konusmaniza devam ediyorsunuz.Programi kullanirken kulaklik takmanizda büyük fayda var,zira konusurken hoparlörlerden size gelen ses , mikrofonada geldigi icin Echo yaparak, baglantinin kalitesini düsürüyor.

Bir deneyin bakalim,umarim hosunuza gider,bu da benim size hafta sonu armaganim olsun .Commentlerinizi bekliyorum.

Herkese "IYI HAFTASONLARI" ,sevdiklerinnizle bol bol sohbet edebilmeniz dilegi ile...

MR Turkish Delight

Ücretsiz numaralari da aramaya haftada 300 dk olarak bir limit getirildi,son 7 günde bu süre asilirsa minimum ücret olan 0,01 Euro dakika ücreti aliniyor.

Perşembe, Mart 23, 2006

Paris , 2.Gün/Bölüm 1

Paris´de ikinci gün sabah evde kahvalti etmedigimden,artik bir günde ahbap oldugum firindan ufak bir Baget-Sandwich ve cukulata sarmasi denilen ,"hafif" bir cukulatali hamur tatlisi alarak basladi.Bagetlerde zaten oldukca ufakti , resimde görülüyor sanirim.

Bugünkü ilk yer Notre-Dame Kilisesi daha dogrusu Katedrali.Cok detayli bilgi vermeye gerek yok, verdigim linkde oldukca genis bilgi var zaten.Anlami aslinda Meryem e itaf edilen kilise, ya da "Our Lady of Paris".

Kilisenin insaatina 1160´larda baslanip, yaklasik 150 yil sonra bitirebilmisler.Güney Gülü adindaki , 10 metre capindaki pencere 13.yüzyilda eklenmis, ama rehberlerde yazdigi gibi, gercektende aydinlatma olarak iceriye pek bir sey katmamis.
Katedral su anki haline 19.yüzyilda yapilan tadilatlar sonrasinda gelmis.


Sabah cok erken olmamasina ragmen,sanirim 10 civari gibiydi, giriste cok bir yogunluk yoktu, ben yine korkulan uzun siralarin olacagini düsünmüstüm,ama allahtan cok rahat bir sekilde girdik iceri.



Iceri giris icin herhangi bir ücret ödenmemesine sevindim ,cünkü heryerde böyle olmuyor.Icerde orta alan herzamanki gibi dua edenlere ayrilmisti,merkezin etrafinda ufak bölümlerde dua icin yerler,bazi heykeller,adak icin mumlar var.


Icerde fotograf cekmek biraz zordu,büyük camlarin olmasina ragmen iceri oldukca karanlikti.Ama görevimin bilincinde tabiki birkac fotograf cektim :-)




Tarihte bu kilisede bircok önemli olay gerceklismis, benim aklimda kalan Napolyonun kendi kendie tac giydirmesi örnegin.Gecen gün Louve Müzesinde özel sergisi olan Ingre ´nin de Napolyonun bu haloni resimledigi cok da güzel bir tablosu var.
Katedralin kullesine de,yaklasik 70m yükseklikte, cikmak mümkün, ben cikmadim ,daha dogrusu aklima gelmedi,ama belki ilgilenenler olur diye söyliyim dedim.
Resimler cok oldugu icin Zeynep den esinlenip bende kolaj olaylarina gireyim bari dedim,sanirim böyle daha iyi oldu.
Günün ikinic yarisi ile posting de hafta sonuna artik.


Bu da ilginc bir link.
http://www.monum.fr/prehome/prehome.dml

Salı, Mart 21, 2006

Mr. TD´nin Paris maceralari

Persembe aksami baslayan PARIS macerasi , pazar gece eve dönüsle sonuclandi.
Nerelere gittim , neler yedim ictim,genel bir özet geceyim dedim.
Ilk günle baslayim, hafta icinde de devam ederim ,sonraki günlerle ilgili yazilara.

Bundan bir süre önce SPAR marketlerinde tek yön 29 Euro olan biletlerden almistik.
Paris te bulunan arkadaslarin yerlerinin müsait olmasinda da yararlanip ,bu sefer ki yolculugu oraya yaptik.
Gidis Düsseldorf üzerinden aktarmali idi, ama yinede güzel gecti yolculuk.
Ucagin indigi Terminal 3,en uc noktada kalan , genelde "Ucuz havayollari"nin kullandigi bir yer.Havaalaninda sehre inis ayri bir macera idi.
Otobüs olaylari ve bilgilendirme tabelalarinin kötülügünü anlatmaya gerek bile duymuyorum.Sehre inerken "RER" adi verilen trenlere binmek icin bile bilet alirken ,sadece "fransizca" olan makinlardan biletler alind.Saatin 21 olmasina ragmen bile bir tek informasyon gisesi yoktu.Insan Viyana nin degerini bir daha anliyor,nerde bizim U-Bahn lar,asansörler,yürüyen merdivenler, .....
Neyse biletler alindi ,sehre inildi.Metro ile bir trasnferden sonra kalacagimiz Atölye ye gedlik.Burasi Avurtuya´nin Kärnten eyaletine ait olan ve ordaki sanatcilara belli dönemlerde , burs tarzinda verilen,bir yer.O sürede orda hem kalip hem calisacabilecek sekilde yapilmis bir atölye.Arkadaslarimizin iki cocuguda oldugu icin , ayri bir daire kiraladiklarindan, burda konaklama imkani dogdu bize de.
Kaldigimiz yer, IV. Bölgede ,Marais ,de idi.Notre-Dame´a da oldukca yakinda.
Sehre inerken Metro yu hemen hemen hic kullanmadik.Rue de Rivoli yi takip ederek yaklasik 20 dakika da merkeze geliniyordu,.Havalar bakimindan sansliydik, bol günesli , ama serin bir hava vardi.Bu benim ilk Paris´e gidisim oludugu, standart turist programinidan da sasmadim.Ilk gün Louvre Müzesini ziyaretle basladik.Sabah 10 gibi olmasina ragman oldukca bir kalabalik vardi aslinda,o yüzden normal giseler yerine ,bilet makinalarinda alarak ,tura basladik.Detayli yazmiyorum,ilerde belki ayrica yazarim bu konular hakkinda.INGRES inde özel bir sergisi vardi , onu da gezme firsati oldu bu arada.



Paris de gözüme batanlardan bahsediyim biraz da hep kültür ,müze,sergiden konusmus olmayalim.Sehir yapi olarak gercekten cok güzel, binalar, sokaklar,cafeler,firinlar,parklar.insan sürekli saga sola bakiyor yürürken.Trafik biraz koas durumda, özellikle yayalar kuralara pek takilmiyor,sürücüler de öyle.Cafelerde ve restoranlarda fiyatlar gercekten cok tuzlu geldi.Yabanci dil acisindan durumlari ise cok vahim bence.Herhalde benim fransizcam ,onlarin ingilizcelerinden daha iyidir.Bu arada benim hic fransizca bilmedigi söylemismiydim.Müzelerde,magazalarda yabanci dil bilen,ya da yabanci dilde levhalar yok gibi.Adamlar Euro´ya geceli seneler oldu kasalarda hala ekstradan Franc olarak da fiyat yaziyor.
Ilginc olaylarin basinda da en az 3-4 kere bana yol ve yer sorulmasi oldu.Soranlarda turist degil hep fransizlardi :-) ,hatta bir ikisine de yardimci oldum, süper fransizcamla.Birde iki Türk turist kiz var,Belediye binasini önünde video kamerasi , döne döne cekim yapiyorlardi.Bir yanda da "ya burasi neresi, nerdeyiz ya" diye bagriniyorlardi.Diger kiz da telefonda" Notre-Dame misiniz, orda bulusuz tamam tamam" diye arkadaslari ile konusuyordu.Bu arada bende orda arkadasimi beklerken,"burasi belediye sarayi" diye Türkce laf atiyorum , 3üncü seferde duydular,ve benim Türkce konustugmu anlayip tessekür ettiler.Bes dakika sonra baktim yine bana dogru geliyor,"Notre-Dame " nerde biliyormusiz "diye sorduklar, bende "arkanizda duruyor dedim".Bu da böyle bir ani.

Bugünlük Louvre ve cevresinden bir kolaj , daha sonra tek ve büyük boyda fotograflar gelecek.Simdilik AU REVOIR!

Pazartesi, Mart 20, 2006

Mr. TD is back in town....



Pazar gece 22:55 de Viyana´ya döndüm.
Hikayeler,resimler,kritikler önümüzdeki günlerde...
Ben yokken buralara gözkulak olanlara tessekürlerimi sunuyorum,benim boslugumdan yaralanip da ortaligi karistiranlarla da bu hafta özel olarak ilgilecegim.Onlar kendilerini bilirler :-)

Perşembe, Mart 16, 2006

Demel -K. u. K. Hofzuckerbäcker Ch. Demel’s Söhne

Gecenlerde bahsettigim pastahane turlarima basladim.Ilk durak Demel .
Pastahane 1.Viyana´nin merkezinde, kıslık Hofburg sarayinin tam karsısında, Kohlmarkt 14 numarada.
Sayfadaki tarihi hakkinda yazilanlarda görüldügü gibi hikaye aslinda 1786 yilinda bir pastaci ciragi olan Ludwig Dehne´nin Viyana´ya gelip Bonbon, Fasching-Krapfen ve diger tatililari üretmesi ile baslamis.1857 de Dehne´nin oglu dükkanı ,basyardimcisi Christoph Demel´e satmis.Demel´in ogullari da pastahaneye „K. u. K. Hofzuckerbäcker Ch. Demel’s Söhne“ adini vermisler. K. u K titel i ile de saraya satis yapan firmalar arasina girmisler.Su anki bulunduklari yere 1888 de gelmisler.

Binanin ic dekorasyonu o dönemin ünlü ic mimarlari Portois ve Fix tarafindan,Rokoko stilinde yapilmis.
1918´de Avusturya´da monarsi kaldirilmasina,bunu takiben cikan yasaklara ragmen Anna Demel hala etiketlerde K.u.K logosunu kullanmis.Sonraki yillarda firma bircok defa el degistirmis ve su an Do&Co adli, Türk kökenli sahibi olan bir firmanin yönetimi altinda.
Kaynak: Demel Internet sayfasi

Bu kadar tarihi bilgiden sonra biraz da daha güzel konulara gecelim.Demel ,pastalari,cay kekleri, sekerleri ile gercekten de Avusturya nin en taninmis adreslerinden biri.Özellikle önünden gcerken vitrinlerdeki sekerden biblolar,heykeller görülmeye deyer.Su an Mozart yili dolayisi ile Mozart ve Avusturya Bakani nin dans ederken figürleri var.
Iceri girince ilk basta biraz karanlik ve kasvetli bir havasi var gibi , tabi bunda cevredeki agir dekororasyonun biraz etkisi de var , tavandaki ahsap kaplama da bunda etkili.Daha önceleri giristen hemen sonra sag taraftada cafe kismi vardi ,simdi bu kisimlari arkaya dogru alarak, ön kismi daha cok satisa ayirdilar.Paskalyaya fazla kalmadigi icin su aralar satis bu ürünler üzerinde yogunlasmis, sekerden Yumurtalar, jel Tavsanlar, cukulatalar odanin her yerine dagilmis.
.



Iceri girer girmez hemen solda pastalarin bulundugu bir vitrin var,sanirim insan orda yasaminin geri kalan kismini gecirmek ister dersem yalan olmaz.

Benim en sevdigim „Anna Torte“ adindaki nugat ve cukulata dan olusan bir pasta,
sansizlik ki fotografi cok net cikmamis ama herhalde nasil bir sey oldugu gözüküyor,üzerinde kivrik duran sey ,dev bir nugat parcasi .Yavas yavas yerseniz bir taneyi bitirebiliyorsunuz, iki kisi paylasirsaniz daha iyi olur ,ben paylasmadan yiyiyorum,kendime gelmem bir-iki saati aliyor ama zaten , senede 2-3 kere en faza giderim oraya .Meyveli,kestane püreli ,kremali , cesitler saymakla bitmiyor, sanirim anlatmakla olmaz gidip görmek lazim.
Pastahanede calisan personalde konseptin ayrilmaz bir parcasi , koyu renk önlükleri ve müsterilere hitap sekilleri ile biraz eskileri,monarsiyi ,yasatmaya calisiyorlar gibiler.Müsterilere genelde ücüncü tekil sahisda hitap ediyorlar.
Bu arada Demel´in „Sacher Torte“ sinin de tadi muhtesem, zaten eskiden beri devam eden bir tartisma var ikisi arasinda,benim di senimdi , orjinal de bende , yok hayir önce ben yaptim diye. Aslinda Sacher´i anlatirken bahsedecektim ama söz acilmisken bundan da bahsediyorum biraz.
Cukulatali pastanin karisimi ilk önce 1830´lu yillarin basinda ,Franz Sacher tarafindan ,16 yasinda iken soylu bir ailenin yaninda ciraklik yaptigi dönemde bir ortaya cikmis.Daha sonra onun oglu Eduard Sacher, DEMEL´de ciraklik yaptigi dönemlerde cukulata kaplamasi ve kayisi marmelati olayini eklemis.O dönemden beri Viyana´nin en ünlü pastasi haline gelmis.Daha sonra zaten o da ayrilarak Sacher restorant ve otelini kurmus.1960 li yillarda mahkemelik de olmuslar, sonucta „Orjiginal Sacher Torte(hotel in ürettigi)“ ve sadece“ Sacher Torte (Demel) „ olarak ayrilmis .Ikisi arasinda gercekten cok az bir tad farki var denebilir,sekil olarak fark ise Demel´inkindeki marmelatin ,üsteki cukulata kaplamasinin hemen altinda degil, pastanin ortasinda ,bir kat olarak sürülmüs olmasi,bu da bir „insider“ bilgisi olsun.


Bundan sonra sira sizde artik,yolunuz buralara düstügünde ,ugramadan dönmeyin .Sonra da bana haber verin ama , nasil begendinizmi diye.
Simdiden Afiyet olsun.



















Sayfadaki fotograflarin tümü bana ait.Resimlerin büyük boyutta olanlarini görmek icin üzerlerine klicklemeniz yeterli.
Commentleriniz bekliyorum,Viyana´ya döner dönmez herkese cevap yazacagim.Bugün öglene kadar daha buralardayim .

Yolcudur abbas.....

Salı, Mart 14, 2006

“Pera’da. Bir Kadin ve Bir Adam.”

Nasil ki Zen dusuncesinde gercek usta okcunun ok ve yaya gereksinimi yoksa, usta fotografcinin da kameraya gereksinimi yoktur. “

“ Fotograf cekmek, kafayi, gozu ve yuregi ayni nisan cizgisine yerlestirmek demektir. “

“ Benim icin fotograf cekmek, bir anlama yoludur ve obur gorsel disavurum bicimlerinden ayri tutulamaz. Kendi ozgunlugunu kanitlama ya da vurgulamanin bir bicimi degil, bir ciglik atma bicimidir, bir ozgurlesme bicimidir. Bir yasama bicimidir. “
HENRI CARTIER-BRESSON( 1908 – 2004 )

Dedi ki, gel ve gor beni, Istanbul’dayim.
Taksim’de. Pera Muzesinde bekliyecegim seni. Tamam dedim, cok yagmurluydu ama randevumuza gecikmedim.Heyecanliydim onun karsisina ciktigimda, Pera Muzesi’nin nezih ve guzel salonunda.Cok guzel ve itinayla hazirlanmisti gorusmeye, hikayelerini sirasiyla anlatti bana. Ben, yuzumde bir tebessumle, bazen salonda duyulacak kadar yuksek cikan guluslerimle, hikayelerini dinledim onun. O hikayelerin icine girmek istedim, Leica’nin sesini duymak istedim tam o anda cikardigi sesi, onun, fotografi cekerken, o hikayeyi yazarken tek gozunu kapayip kapamadigini merak ettim, Sartre ile yaptiklari sohbetleri ogrenmek istedim, ben de o insanlarin portrelerini cekmek istedim, istedim de istedim...bana cok sey ogretti o gorusmemiz sirasinda. Teknoloji diye birsey olsa da olur, olmasa da fotografta dedi, onemli olan senin hissetmen, Zen ogretisi gibi. Anlatacak o kadar cok seyi oldugunu tahmin etmemistim. Ogrenecek cok seyim oldugunu biliyordum, ama bu kadar cok oldugunu da tahmin etmemistim.
Pera Muzesi’nden ciktim.
Gokyuzune baktim.
Gulumsedim.
Hosgeldin dedim, tekrar hosgeldin Bay Bresson...Cok memnun oldum tanistigimiza.

Kolaj:Zeynep K.
________________________________________
Bu seferki posting benden degil, Istanbul daki sergiye cok istememe ragmen gidemedigimden , Zeynep benim icin sergi ile yazdigi yaziyi benim sitemde yayinlamayi kabul etti,hatirimi kirmayip,bir de güzel kolaj hazirladi.Eee iste Gözde dedigin böyle olur degilmi :-)
Hersey sizin izin, görüyorsunuz ne transferler yaptim,bu postingin kaca mal oldugunu bir bilseniz,neyse söylemiyim simdi, maliye bakanligi Zeynep´in kapisina dayanmasin.
Zeynepcigim ,tekrar tessekürler,beni cok mutlu ettin, bu günün anisina sana bir Pirinc tabak ve bir plakat sunmak istiyorum,kabul edersen sevinirim.

Mr. TD

Pazar, Mart 12, 2006

Mutlu eden sarkilar

Zynep mutlu eden sarkilari sormus bana , 3 tane ,sanirim biraz daha fazla olacak sonunda,neyse;

To sir with love--------Lulu (burada bir tadimlik dinleyebilirsiniz)
Planet Earth- ---------Duran Duran(özellikle nakarat kisimlari) (tadimlik dinleme)
El condor pasa(If i could) --------Andy Williams(tadimlik dinleme)
Come on Eileen------- Dexy´sMidnight Runners (tadimlik dinleme)
Get it on ------ -------T-Tex(Billy Elliot Soundtrack) (tadimlik dinleme)
Town called Malice ---The Jam(Billy Elliot Soundtrack)(tadimlik dinleme)

Aslinda cok var ama , simdilik bunlar yeterli sanirim.

Simdi bende topu kime atayim bakayim, bu sefer Cileksuyu,Tugce ve Celerone ´e attim.Sizi mutlu eden 200 Sarkiyi yazin bakalim :-) , he he , saka saka 3 tane yeter.


p.S Yukardakilerden isteyen olursa emaille yollayabilirim.Bana email atarsaniz ya da commente yazarsaniz görürüm.
Gmail.com dan cafewien adresine yollayabilirsiniz mailleri
.

Cuma, Mart 10, 2006

Beast´le bahcede bir gezinti

Beast´den uzun süredir bahsediyordum,bu emniyet kemerleri konularindan sonra,biraz daha neseli bir konu olsun ,birde Zeynep icin bu sefer güzel bir sey yazayim dedim,bekliyordu dört gözle Beastin maceralarini.Hafta sonuna gülümseyerek girelim bu böyle devam etsin umudu ile .
Klagenfurt daki MOH´un babasinin kedisi,kaynak bol oldugu icin onla ilgili bir-iki posting yaparim herhalde.
Beast yaklasik 11 yasinda ,yani olgun bir erkek diyebiliriz.Gündüzleri yakin civarlarda dolasir , geceleride disari cikar genelde.
Güzel havalarda en sevdigi sey, yatmak.Bahcede belli noktalari var , günün saatlerine göre ordan oraya geciyor hep.Aksama dogruda günesin son geldigi bankin üzerine uzaniyor,cok yorgun ya, yatmaktan ve yemek yemekten.Yabancilari sevmez hic, eve misafir geldiginde aynen,VIINNNNNNNNN diye disari firlar,ve pek ortalarda gözükmez.Bana bastan beri alisik gibiydi,seytan tüyümü var acaba :-),tirmiklamadigi ender kisilerden birisiyim.Birde ,bunu söylemezsem olmaz, babanin haricinde öptügü tek kisiyim.Cenemi uzattigimda gelip sapur,supur yalar .
.Bu bahce gezintisi ,daha dogru onun kebap-yapma durumlari ile ilgili macerelar ve resimler cok, ama az ve öz olsun diye birkac resim koyuyuorum.Haftaya yeni resimlerini eklerim sayfaya.
Beast´in yemek yeme kapasitesi "yok",cikar disari dolasir gelir, bir bakarisn tepemde ya da babasinin ayaklarina sürünüp miyavliyor.Acilmis ve buzolabina konmus yemegini de begenmez.Onu alip yemek kösesine gideceksin,yanina cömeleceksiniz, "bak" diyeceksiniz, "bu yemek cok güzel , yum yum, hadi bakayim,seversin sen bunu " diyip bir yandan sevecek, ona eslik edeceksiniz,sosyal bir yaratik ne yapalim.

Havalar bozuk oldumu suclusu hep babadir,gider ona bozuk atar, niye yagmur yagdirdin, niye yagmur yagiyor diye miyavlar.Hele bir de kar yagarsa disari cikmaz hemen,önce bahcede bir yol acilmasi lazim,beyfendi disari cikinca kara gömülmesin diye.Birkac gün baba ortlarda yoksa,seyahate gitmisler,eve gelince yüz vermez,sonra gider ,FIFFFFFFFFF diye bir ses cikarip,kendince FIRCA atar.
Gece kim yatmis ,kim ayakta,kim üst-katta su an,kimler hala asagida hepsini bilir.Ona göre eve girmek icin ya balkon kapisina yukari cikar,agaclardan tirmanip, yada asagidaki kapiya gelir.
En cok da gece saat 2 , sabaha karsi 5 gibi saatlerini sever.Bu konudan MOH un annesi en cok sikayetci olan tabi.Beastin ve babanin arasindaki ask ,geceleride devam ediyor, Beast disardan direkt iceri girince aynen sevgilisinin yanina uzaniyor ve popsunu da Anne ye dönüyor.

Basliktan da anlayacaginiz gibi bu bahcede gezinti,Beast icin cok yorucu oldugundan o bankin üstünde dinlenmeye devam ediyor,tüm gün boyunca.

Beast bir süre daha devam edecek,güzel fotograflari yolda.

Simdiden herkese,güzel,keyifli,dilediginiz gibi bir hafta sonu...

LinkWithin

Blog Widget by LinkWithin